29 Aralık 2016 Perşembe

YAZMAK KEYİFTİR: PLATINUM IZUMO URUSHI GREEN

harika bir inceleme olmuş daha çok inceleme yazısını sabırsızlıkla bekliyoruz sevgiler dolma kalem ve mürekkep kokan güzel bir 2017 dilerim
Ferdi DEMİRAY

6 Mayıs 2016 Cuma

ARAP GÜZELİ’NE


ARAP GÜZELİ’NE

Koca karanlık bir vadi,
Kaybolmuşum , ışık yok yolum sisli,
Düşmüşüm dostlardan ırağa, her bakış yabancı ,
Koca karanlık bir vadi,
Kaybolmuşum, ışık yok yolum epey sisli,

Yalın ayak dikenlerden geçerken,
Bir yudum su içilmezken,
Düzmece kelamlardan saklanırken,
Güneşten parıltı dahi yokken,
Gördüm onu,

Beyazlı bluzu,mavili pantalonu,
Masumiyet pınarı bir ifadesi,
Uzun boyu,
Kömür gözleri vardı,
Sis dağıldı , güneş doğdu dostum gelmişti,

Selam etti,
Selam ettim,
İşte bu ışığın selameti,
Bir bahar gelmişti,
Geçmişin özlemiyle buz tutan kalbimin , yeni bir dostun sıcağıyla tekrar atacağını kim bilebilirdi ki ?

‘’Arap Güzelisin sen !’’ Dedim ,
İşte dönmüştü mevsimim,
Arap Güzeli’de tıpkıydı benim,
Karanlıkta güneş olduk birbirimize içim içim,
Koca vadinin içinde bir yakamoz filizlendi,

Unutabilir misin eskileri ?
Dertleştiğimiz gecelerin nefesini ?
Ya gülüştüklerimizi ?
Bir araya gelince çocukça tebessümlerimizi ?
Bu beden dedikleri musllaya uzatılmadan , yemin olsun ki ben unutmam,

Her faninin yüreği kendi sarayıdır,
Her faninin rengi de kendi kalbinde saklıdır,
Benim hayatım dostluğun ve muhabbetin doruklarında yeşermenin huzurunda,
Yer yer kederin kırmızısı asla bucağı sonu anlaşılamayacak dipsiz bir denizin derinliğidir.
Sen yeşermenin manası ,yeşilin rengi, yolumun ışığı , en değerlilerimdendin Arap Güzeli,

Şimdi dağıldı o sarayın has bahçesi,
Gitti ve dahi savruldu yapraklar,
Biz koca vadiden sıyrılmış dostlardık,
Sahte bakışları yenmiş,
Kara ve sisli vadiye dostluk büyüsünü salmıştık,

Kapıldın bir başka rüzgara,
Rüzgar oldu fırtına,
O fırtınya kapıldın durdun da beni de yaktın,
Aşk dedin durdun da intizarlarla dağlandın,
Olmuyor ne yapsam içimde kopar isyanlar , yandın ya dost beni de benden aldın,

Dostlar beyhude bırakılmaz ki yazık olur,
Her bakış bir cevap,
Her cevapsa bir günah,
Sende benim gibi ağlama ne olur ,
Bugünler elbet sana dün olur,

Ah benim gözü görmeyenim,
Ah benim kıymet bilmeyenim,
Nereden buldun eski düşmanımı ?
O paslı kırık hançeri ?
Nasıl geçiriverdin içine ta o sarayın, bahçenin , denizin,

Düşünür müydüm benim için öl desen ?
Beni öldürseydin de,
Sen yaralamasaydın,
En çok bu üzerdi beni,
Mahvederdi bu o yakamozu,

Ah Arap Güzeli ah,
Demek ki dostlar böyle yanarmış,
Allah’ın verdiği yüreği, kul yararmış,
Allah’tan dilemiştin cezamı,
Merak etme ona bırakmadın hesabını,

Şimdi yakamoz soldu gitti,
Vadiye yine bastırdı pusun sisi,
Bu yürek unutmazda seni,
Bulamayız o mesut günleri,
Artık aramıza çağ yangını girdi,

Unutmak acıtır,
Baktığın gökkubbede bulut yerine zift görür durursun,
Yediğin lokma büyür büyür gırtlağını yakar geçer,
Kuşun cıvıltısından yıllanmış dertli bir şarkı işitir olursun,
Nefes aldıkça batar kalbine dikenler sızlar,
Sesine hasret kalırsın sonra yavaştan yavaştan unutursun,
Unuttuğuna kahrolursun,
Artık bize kış geldi Arap Güzeli,
Döndü vadinin mevsimi,
Bahar kaçtı bizden,
Unutmak acıtır,
Ben dalgalandım da duruldum,
Seninde için yanacak,
Ama elbet elbet unutacaksın,
Bize artık kış geldi,
Kar geldi ,
Sükut geldi,
Unut beni Arap Güzeli,
Unut,
Eser de bir gün beni özlersen okursun bu söylediklerimi,
Sarılıp ,öpemez ama usanmadan anlatır beni sana...
                                                                                                                                           5 Mayıs 2016


31 Mart 2016 Perşembe

Çöp Adam'a...

                                  

                                                           
ÇÖP ADAM VE GÜL EKMEK…

Bize emanet bıraktığın bahçeden merhaba çöp adam,
Bir yandan Cem Karaca dinlediğimiz,
Öte yandan muhabbetin doruklarına vardığımız,
Çocukluğumun en büyük saraylarından birinden yazıyorum sana,
Dokuz gün olmuş sen gideli,
Bu köy , bu bahçe hasret sana deliler gibi,
Ağaçların mesela ,
Yastalar , yasta,
Eskiden huzur kokan bahçende,
Kan kokusu duyuyorum çöp adam ,
Kalkıverde , kalk da kalksın bu kara büyü,
Bir de boyunları eğilmiş gülleri canlandır,
Gül kokusunda gül ekmek yiyelim seninle …

Gemi batınca denizin canı acımaz diyorlar,
Öyle mi kaptan ?
Sen kara toprağa yattın da ,
Yanmadı mı bu derya ,
Sızlamadı mı dalların budakların kökü ?
Ayrılığın keskin kokusu dağlamadı mı ciğerleri ?
Biz dağlandık da bırak bizleri,
Ne yapsın dedesinin bir tanesi ?
Bu muydu Arzun ?
Ay yıkıldı , kavruldu geriye ne güzellik ne de can kaldı…

Söylesene çöp adam
Eskileri nerede anmalı ,
Bayramlar gelip çatınca,
Anılardan nasıl sıyrılmalı,
Yola gidip nasıl varılmalı ?
Söylesene çöp adam ,
Unutmak mı Yanmak mı ?
Ruhun hissedip her daim sızlamak mı ?
Yoksa ıstıraptan kurtulmak için kendi kalbini söküp atmak mı ?
Balı zehir , suyu zehir şu cihanda unutmak mı yoksa yanmak mı ?

Rahat mısın şimdi çöp adam ?
Dünya yükünden kurtulup , kavuştun mu ötelerdekilere ?
Kana kana çektin mi içine lalelerin kokusunu ?
Dinliyor musun çağlayan ırmakların sesini ?
Annenle sarıldın mı doya doya , duydun mu kokusunu ?
Yedin mi hasret kaldığın balını ?
Yaktın mı son sigaranı manzaralar manzarasına karşı ?
Çok yağmur düştü,
Rüzgarlar çarpıştı ,
Üşüdün mü çöp adam , rahat mısın ?

Beni sual edersen,
Kızgınım sana çöp adam ,
Bu kadar mı bıkmıştın bizden ?
Bu kadar mı sıkılmıştın bu cihandan ?
Vuramadın mı bir tokat daha kadere ?
Ne vardı bu kadar erken gittin ?
Ne vardı da bizi bu kadar çabuk terk ettin ?
Bu kadar mı istedin kefene sarılmayı ?
Bu kadar mı güzel göründü sana Maşukiye’nin ruhlar evi ?
Bak kuzun seni soruyor,
Kediler bile seni arıyor,
Bu köy , bu cihan sana hasret,
Ne yapacağız şimdi ?
Daha gidenlere alışamamışken , acelen neydi çöp adam ?
Neydi ?
Ben alıştım yarı ölü olmaya her ölenle mezara girer ,
Her yeşeren umutla da çıkar oldum,
Şimdi de seninleyim ,
Bak bahar geldi ,
Yeni bir cemre düştü,
Bahçe , bekler köy bekler
Haydi uyan gidelim beraber,
Kan kokusunu temizle,
Gülleri canlandır,
Gül ekmek yeriz belki hep beraber,
Yeniden…
Susmasana çöp adam ,
Susma…

24 Şubat 2016 Çarşamba

Mayıs Sıcağı

İçim geçti bu mayıs sıcağında
Daldım bir rüyaya
Ruhumda saklı saraylara , köylere , hanlara
Yürüyorum bahçelerin birinde ceylanların peşi sıra
Kokladım çiçekleri,
Seyrettim güvercinleri doya doya
İçim geçti bu mayıs sıcağında
Daldım bir rüyaya

Yalınayak koşuyorum bostanlıkta
Güneş dahi gülümsüyor bana
İçindeyim sanki tamda
İmrendiğim romanların efsununda
Karşıda yeşil bir ev
Balkonunda bir güzel kadın
İçim geçti bu mayıs sıcağında
Daldım bir rüyaya

Uzandım bir ihtiyar çınar altına
Verdim kulağımı kan kokan o baykuşlara
Düşüyor üzerime kuru yapraklar kana kana
Şimdi batıyor güneş aheste
Uzaklarda , çok uzaklarda hayal mayal yeşil bir ev
Arz ediyor çınar semaya
Üzerime geliyor beklediğim o güzel kadın salına salına
Elinde bir kara sandıkla
Sustular o baykuşlar . kaçıştılar usulca
Bir huzur ki beni aldı
Gözlerim ağır ağır kapandı
Dedi Kadın ‘’Vakit çattı’
Soğuk bir rüzgar esti...

İçim geçti bir mayıs sıcağında
Daldım bir rüyaya
Cihan ve yarınlar artık uzak bana
Ağlama sevdiğim ağlama
Vakit vasıl-ı hak vaktidir şimdi bana...

11 Şubat 2016 Perşembe

Çok Yorgunum Kaptan

Çok yorgunum Kaptan, dedi. Çook yorgun. Bedenen mi yoksa kalben mi yorgun olduğunu söylemedi. Yorgunum dedi. Yorgun... Ve devam etti. "Beni bekleme Kaptan." Çünkü ne gidecek gücü ne de isteği vardı. Belki gideceği yerden korkuyor belki yalnız gitmekten korkuyordu. Belki geçmişin yükü altında ezilip gitmişti çoktan. Nefeslendikten sonra devam etti. Seyir defterini başkası yazsın, dedi yavaşça. Söylediğinden utanır, acı çeker gibi bir hali vardı. Çünkü yüzüstü bırakmış olmanın utancını ve verdiği sözleri tutamayışının acısını yaşıyordu içinde. Sonra gözleri bir an için parladı. Yüzüne acı bir gülümseme yerleşti. "Çınarlı kubbeli, mavi bir liman..." Sesi nispeten gür çıkmıştı. Bir zamanlar ulaşabileceği ama şimdi sadece aklına gelince acıdan başka pek de bir şey hissettirmeyen bir yerdi onun için. Gözleri tekrar önünde yanan ateşe yöneldi. Ve beni o limana çıkaramazsın, dedi usulca. Sanki Kaptan'ı utandırmadan gerçeği fısıldar gibi. Çaresizliğini döker gibi. Çünkü o biliyordu ki o limana onu bir kişi götürebilir. Ama o kişi, o siyahlar içindeki melek onu almaya gelmeyecekti. Sen, dedi umutsuzca. Bekleme beni kaptan. Sen git artık.

2 Eylül 2015 Çarşamba




DÜ-ŞÜN-MEK



Eşref-i mahlûk olan insanın en büyük özelliğidir belki de düşünmek. Bizi diğer canlılardan ayıran en büyük özellik. Düşünebildiğimiz için iradeye sahip olabiliyoruz yani kendi fikrimizi ve kararımız ortaya koyabiliyoruz. Tabi en önemli hususlardan biri de “nasıl düşünmek?” sorusunun cevabıdır aslında. Çünkü bazen o kadar kötü düşünen insanlarla karşılaşıyoruz ki keşke bu hiç düşünmese diyoruz. Bir de düşünmeyenler var yaptıklarını ve yapacaklarını tamamen tesadüf bırakanlar ki bunlarda en az kötü düşünenler kadar zararlı çünkü düşüncesizce yapılan bir hareket bazen en kötü düşünceden bile kötü olabiliyor. Ama bundan da kötüleri var ki bunlar toplumun ayakta uyuyanlar diye adlandırdığı düşünemeyenler, belki de bir toplumun tehlike potansiyeli en yüksek kesimi! Çünkü düşünemeyen kişinin yerine başkası illaki düşünür ve o düşündüğünü düşünemeyen kişiye yaptırır. Düşünen kişi eğer kötü düşünüyorsa en büyük desteği bu kesimden alır ve tehlike potansiyeli tavan yapar. En büyük marifet ise her şeye rağmen iyi ve güzel düşünebilmektir. Bir toplumda aranan insan görüntüsüdür. Her şeye rağmen iyi ve güzel düşüne insan ait olduğu topluma umut verir ve o umut belki de bir toplumun en kötü durumdan kurtulup hayat bulmasına vesile olur. Tıpkı en kötü ve en dar zamanda iyiyi ve güzeli düşünüp bir topluma umudu aşılayıp hayat veren Mustafa Kemal ATATÜRK gibi…

17 Ağustos 2015 Pazartesi

BUGÜN YAŞAMAK GELMİYOR İÇİMDEN...






17 AĞUSTOS 1999'u UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!

Bugün 17 Ağustos 2015, o vahim hadisenin yaşandığı günün 16. yıl dönümü... 


            1999 yılında takvim yaprakları 17 Ağustos'u gösteriyordu. Saatler 03.02'yi gösterdiğinden merkezi ilimizin Gölcük İlçesi olan o vahim olay, Tüm Marmara Bölgesini hatta tüm Türkiye’yi yasa boğan o olay büyük "Marmara Depremi" gerçekleşti. Kelimeler kifayetsiz kalır o günün yaşanan acılarını anlatmaya... Birçok insan yaşamını yitirdi, birçoğu kayboldu, hala kayıp olanlar var! Belki 1 dakika sallandık ama geriye kalan; yıkılan düzenler, yitirilen canlar ve hiçbir zaman unutulmayacak acılar... Belki en çok acıyı geride kalanlar yaşadı. Yeni düzen kurma çabaları...



            Belki biz kurtulduk ama ya kurtulamayanlar... Mezarı olanlar biraz şanslılar ya hala kayıp olanlar... İşte bu yüzden bu acı ve korku dolu günü UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!


            Şimdi vahim olayın yıl dönümündeyiz tam 16 yıl geçti üzerinden ne kadar dersimizi çıkardık ve böyle bir olay tekrarlansa nelerle karşılaşacağız? Bu soruları kendimize veya bu ülkeyi ve şehirleri yönetenlere sorduğumuzda cevabımız, cevapları "biz bu depremden gereken dersi çıkardık, önlemimizi aldık" şeklindedir umarım. Yoksa durumumuz gerçekten vahim. Eğer gereken dersleri çıkarmadıysak hiç düşünmek bile istemiyorum ama böyle bir olay tekrarlansa neler yaşarız... Sonuçta bölgemiz deprem kuşağında yer alıyor, kaldı ki uzmanlar da yakın zamanda büyük bir depremin kaçınılmaz olduğu yönünde öngörü belirtiyor.

            İşin kötü tarafı alınan önlemler görünen o ki bunun gibi bir olayla karşılaştığımızda yetersiz kalacak. Hiç düşünmek istemiyorum ama acı gerçekle tekrar yüz yüze kalacağız

            Bize düşen bu acıları unutmadan ama kalbimize gömerek ve gereken dersleri çıkararak hareket etmek ve gereken önlemleri almaktır. Bu duygular içerisinde ölen vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet geride kalanlarına sabırlar diliyorum...


TEKRARDAN BAŞIMIZ SAĞOLSUN! ALLAH MİLLETİMİZE VE VATANIMIZA BU TÜR ACILARI TEKRAR YAŞATMASIN!