24 Şubat 2016 Çarşamba

Mayıs Sıcağı

İçim geçti bu mayıs sıcağında
Daldım bir rüyaya
Ruhumda saklı saraylara , köylere , hanlara
Yürüyorum bahçelerin birinde ceylanların peşi sıra
Kokladım çiçekleri,
Seyrettim güvercinleri doya doya
İçim geçti bu mayıs sıcağında
Daldım bir rüyaya

Yalınayak koşuyorum bostanlıkta
Güneş dahi gülümsüyor bana
İçindeyim sanki tamda
İmrendiğim romanların efsununda
Karşıda yeşil bir ev
Balkonunda bir güzel kadın
İçim geçti bu mayıs sıcağında
Daldım bir rüyaya

Uzandım bir ihtiyar çınar altına
Verdim kulağımı kan kokan o baykuşlara
Düşüyor üzerime kuru yapraklar kana kana
Şimdi batıyor güneş aheste
Uzaklarda , çok uzaklarda hayal mayal yeşil bir ev
Arz ediyor çınar semaya
Üzerime geliyor beklediğim o güzel kadın salına salına
Elinde bir kara sandıkla
Sustular o baykuşlar . kaçıştılar usulca
Bir huzur ki beni aldı
Gözlerim ağır ağır kapandı
Dedi Kadın ‘’Vakit çattı’
Soğuk bir rüzgar esti...

İçim geçti bir mayıs sıcağında
Daldım bir rüyaya
Cihan ve yarınlar artık uzak bana
Ağlama sevdiğim ağlama
Vakit vasıl-ı hak vaktidir şimdi bana...

11 Şubat 2016 Perşembe

Çok Yorgunum Kaptan

Çok yorgunum Kaptan, dedi. Çook yorgun. Bedenen mi yoksa kalben mi yorgun olduğunu söylemedi. Yorgunum dedi. Yorgun... Ve devam etti. "Beni bekleme Kaptan." Çünkü ne gidecek gücü ne de isteği vardı. Belki gideceği yerden korkuyor belki yalnız gitmekten korkuyordu. Belki geçmişin yükü altında ezilip gitmişti çoktan. Nefeslendikten sonra devam etti. Seyir defterini başkası yazsın, dedi yavaşça. Söylediğinden utanır, acı çeker gibi bir hali vardı. Çünkü yüzüstü bırakmış olmanın utancını ve verdiği sözleri tutamayışının acısını yaşıyordu içinde. Sonra gözleri bir an için parladı. Yüzüne acı bir gülümseme yerleşti. "Çınarlı kubbeli, mavi bir liman..." Sesi nispeten gür çıkmıştı. Bir zamanlar ulaşabileceği ama şimdi sadece aklına gelince acıdan başka pek de bir şey hissettirmeyen bir yerdi onun için. Gözleri tekrar önünde yanan ateşe yöneldi. Ve beni o limana çıkaramazsın, dedi usulca. Sanki Kaptan'ı utandırmadan gerçeği fısıldar gibi. Çaresizliğini döker gibi. Çünkü o biliyordu ki o limana onu bir kişi götürebilir. Ama o kişi, o siyahlar içindeki melek onu almaya gelmeyecekti. Sen, dedi umutsuzca. Bekleme beni kaptan. Sen git artık.