17 Ağustos 2015 Pazartesi

BUGÜN YAŞAMAK GELMİYOR İÇİMDEN...






17 AĞUSTOS 1999'u UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!

Bugün 17 Ağustos 2015, o vahim hadisenin yaşandığı günün 16. yıl dönümü... 


            1999 yılında takvim yaprakları 17 Ağustos'u gösteriyordu. Saatler 03.02'yi gösterdiğinden merkezi ilimizin Gölcük İlçesi olan o vahim olay, Tüm Marmara Bölgesini hatta tüm Türkiye’yi yasa boğan o olay büyük "Marmara Depremi" gerçekleşti. Kelimeler kifayetsiz kalır o günün yaşanan acılarını anlatmaya... Birçok insan yaşamını yitirdi, birçoğu kayboldu, hala kayıp olanlar var! Belki 1 dakika sallandık ama geriye kalan; yıkılan düzenler, yitirilen canlar ve hiçbir zaman unutulmayacak acılar... Belki en çok acıyı geride kalanlar yaşadı. Yeni düzen kurma çabaları...



            Belki biz kurtulduk ama ya kurtulamayanlar... Mezarı olanlar biraz şanslılar ya hala kayıp olanlar... İşte bu yüzden bu acı ve korku dolu günü UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!


            Şimdi vahim olayın yıl dönümündeyiz tam 16 yıl geçti üzerinden ne kadar dersimizi çıkardık ve böyle bir olay tekrarlansa nelerle karşılaşacağız? Bu soruları kendimize veya bu ülkeyi ve şehirleri yönetenlere sorduğumuzda cevabımız, cevapları "biz bu depremden gereken dersi çıkardık, önlemimizi aldık" şeklindedir umarım. Yoksa durumumuz gerçekten vahim. Eğer gereken dersleri çıkarmadıysak hiç düşünmek bile istemiyorum ama böyle bir olay tekrarlansa neler yaşarız... Sonuçta bölgemiz deprem kuşağında yer alıyor, kaldı ki uzmanlar da yakın zamanda büyük bir depremin kaçınılmaz olduğu yönünde öngörü belirtiyor.

            İşin kötü tarafı alınan önlemler görünen o ki bunun gibi bir olayla karşılaştığımızda yetersiz kalacak. Hiç düşünmek istemiyorum ama acı gerçekle tekrar yüz yüze kalacağız

            Bize düşen bu acıları unutmadan ama kalbimize gömerek ve gereken dersleri çıkararak hareket etmek ve gereken önlemleri almaktır. Bu duygular içerisinde ölen vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet geride kalanlarına sabırlar diliyorum...


TEKRARDAN BAŞIMIZ SAĞOLSUN! ALLAH MİLLETİMİZE VE VATANIMIZA BU TÜR ACILARI TEKRAR YAŞATMASIN!

14 Ağustos 2015 Cuma

Bir akşam üzeri ecel cellatı aldı canımın canını...

Şehime Sultanım...


      Mana bulurken gözlerinde mavi
     Güneş kıskanırken altın saçının telini
     Çiçekler dört gözle beklerken bir cilveni
     Bülbüller imrenirken her namene
     Sustun mu sen ey güzeller güzeli?

    Ceylanlar güzelliğine gıpta ederken
    Güller kokuna hasret iken
    Geceler ve Ay ışığına muhtaç iken
    Yavruların sana doyamamış iken
    Kara Toprağa mı yatırdılar seni ey      canımın canı?

    Bahar bekler görmek içün yüzünü
    Yaz kahrolur gidişinini görmeği
    Kış korkar sensizliğe gelmeye
    Güz acır göğsünde açan çiçekleri    soldurmayı
    Mevsimler bile inleriken senin içün
 Toprak mi oldun sen ey kadın?

   Adını duyan gülümseriken
   Fotoğraflar bile sana tebessüm ederken
   Kuşlar sana gülüşürken
   Söğütler önünde eğilirken
   Ağlattın mı sen bizi ey neşe-i daimim?

   Masmavi elbiselerin
   Şarabın rengini kazandığı bluzların
   Zümrütlerin gıpta ettiği başörtülerin
  Meşhur kürkün varken
  Kefene mi sardılar seni ey tavrına hayran  olduğum güzel?

  Yaşlı Gözlerim hala seni bekleriken
  Yer Gök sana ağlariken
  Cihan bize cehennem olmuş iken
  Uzuntarla güzelini ararken
  Ölümün elini tutup gittin mi sen ey cihanın hazinesi?

   Yürek yanıyor ey kadın
   Bir damla su olup göstermeyecek misin  derya gözlerini ancak onlar sindirir alevimi
Ey kadın
Ey canım
Ey ferim
Ey gülüm
Ey değerlim
Anneannem
Öldün mü sen?
Öldün mü?

7 Ağustos 2015 Cuma

DÖRT HECE, TEK KELİME… NİYE BU KADAR ZOR?


Çoğumuz söylemeye utanırız veya çekiniriz. Belki de dünyada söylenmesi en zor olan kelime “SEVİYORUM!” uzaktan bakınca “ne var bunu söylemekte” diyor insan, sonuçta tek kelime dört hece ama bilmiyor ki bu kelimeyle neler ifade edebileceğini. Bunu söyleyeceği zaman ise en büyük problem karşısındakinin duygusunu bilmeyişi oluyor aslında. Yani birine diyeceği zaman hemen acabalar geliyor aklına. “Acaba yanlış anlar mı?” “Acaba o da beni seviyor mu?” “Acaba ne diyecek?” vesaire vesaire… Daha da artabilir bu sorular. Kısacası insan kendi hissini ifade edecekken bile karşısındakini düşünüyor ve asıl çekincesi onun vereceği tepki oluyor. Dolayısıyla belki de söyleyemeden göçüp gidiyor bu fani yaşamdan bir kere bile seviyorum diyemeden ve mahrum kalıyor bana göre bu hayatta ki en güzel hislerden sevmek ve sevilmek, sevmek veya sevilmek hissinden. Bu konuda cesur olursak elbet karşılığını alırız bana göre yani belki işler istediğimiz gibi gitmez, keşke söylemeseydim diyebiliriz ilk anda ama insan belli bir süre sonra rahatlar bu yükü üzerinden attığı için ve karşısındaki de ona göre davranır sevmese bile. Pişman da olabilirsiniz karşınızdakinin verdiği tepkiden dolayı. Karşınızdaki sizi sevmiyor olabilir ama bu sevemeyeceği anlamına da gelmez herhalde? Kısacası ana soracak olursanız belki çok zor olabilir bunu söylemek ama hayat bu ne zaman ne olacağı belli değil o sebeple sevdiğinize ‘seviyorum’ demekten korkmayın ve vakit kaybetmeden ona bunu söyleyin belki o da sizden bunu bekliyordur. Beklemiyorsa da yani hisleriniz karşılıklı değilse de bu konu üzerinde fazla durmayın. Hatta buna şükredin ki en büyük probleminiz bu olsun. İnanın en büyük probleminin bu olmasını isteyen binlerce belki de milyonlarca insan vardır…