30 Mayıs 2015 Cumartesi

Nedir İnsanlara Verdiğimiz Bu Şey?

      Değer, aslında bakarsanız pek de uzatılacak bir şey değildir. Bazı insanlara hak ettiğinden fazla verilen sevginin ve saygının bir arada vücut bulduğu insani bir duygudur. Bazen o kadar kör oluruz ki kendimize veya en yakınımıza verdiğimiz değerin daha fazlasını bize yakın gibi görünen ama aslında bize hiç yakın olmamış ve olamayacak şahıslara veririz sonrasında hayat bize bu konuda yaptığımız hataları acı bir şekilde gösterir. Bir bakmışız ki değeri asıl hak edenler, bizim hak etmeyene verdiğimiz değerden daha fazlasını bize verenler de çekip gitmişler. En sonunda da bize kalan koskoca "YALNIZLIK" o zaman yaşadığımız pişmanlık hissi hiçbir şeye fayda getirmez sadece geçmişi hatırlayıp içimizde ki acıyı dinleriz o kadar. En az bu acı kadar kötü bir şey var ki o da bu acıyı dindirecek bir çarenin bulunmamasıdır. Verdiğin değerin karşılığını göremeyince de etrafındakilere ve kendine karşı bir güvensizlik başlar bu da yeniden başlangıç yapmanın hayli zaman alacağının göstergesidir. En ilginç olanı da hayatımızın en önemli parçası olan değeri kimin hak edip kimin hak etmediğini genellikle yaşanmasını en son isteyeceğimiz olaylarla anlıyoruz. Yani yaşanmasını istemeyeceğimiz olaylar belki de gerçeği görmemiz açısından yaşanması gereken mühim olaylardır. Bitirirken şunu da eklemek istiyorum. Bence yaşanan olaylardan sonra "bu olay neden yaşandı?" siteminin yerine bu olayın sonucunda değişenleri ve değişkenlik gösterenler insanlar üzerinde yoğunlaşmalıyız. Olayların sonunda değeri gerçekten hak edenler kendini ister istemez elbet gösterecektir.    

“Kızıl” Tohumlar

Toplumda kiminin “Kızıl Sultan” dediği, kiminin ise “Ulu Hakan” diye hitap ettiği Sultan II. Abdülhamid’in toplumu modernleştirme ve yenileme çabaları…

Dünya devletlerinin “Hasta adam” dediği bir devletin başında olan II. Abdülhamid birçok projeye imza attı. Bunların devleti doğrudan kurtarmak gibi bir amacı yoktu. Bir yenileme ve geleceğe hazırlama çabalarıydı bunlar.
Saat Kuleleri
Sultan, tahta çıkışının 25. Yılında(1901) valilere birer saat kulesi yapmaları için ferman verdi. Bu saat kuleleri ilk bakışta sadece mimari güzellik katıyordu. Ama amaç şehirlere güzellik katmak değildi. Her kesimden çalışanın zamanı dakik kullanmasıydı. Yani yaklaşık saatten endüstriyel saate geçişin ilk adımıydı. Bunu planlı zaman kullanımından kaynaklanan verimlilik değişimi takip edecekti. Kulelerin yan amaçları da vardı. Yangınları önceden haber alma veya şehri izleme gibi…
Eğitim Projeleri

Abdülhamid’den önce eğitim projeleri pek de doğru yolda seyretmiyordu. Yükseköğrenim kurumlarında bir artış gözlenirken ilk ve orta dereceli okul sayısı ise alarm veriyordu. Hatta üniversite açmakta o kadar kararlıydı ki Maarif Vekâleti(bugünkü MEB), aynı üniversiteyi üç kez kapanmasına rağmen yeniden açmıştı. Sonuçta altyapıdan öğrenci gelmese üniversitenin ne işi vardı? Bunun için eğitimin birinci kademesini (ilkokul) zorunlu kılmıştı. Daha sonra Sıbyan mekteplerinin dışında ilkokullar açarak modern eğitimin temellerini atmıştır. 1876 yılında İstanbul’da 6 ilkokul varken, 10 yıl sonra 44 yeni ilkokul kurulmuş. Hatta 1876 yılında 200 geçmeyen okul sayısı, 1892-1983 yıllarında 3.057 yeni usulle kurulmuş okul bulunuyor. 1905-1906 eğitim döneminde ise okul sayısı 9 bini aşıyor. Bu okullarda devlet yok olsa bile yeniden yapılanacak devlet için nitelikli eleman ihtiyacı karşılanmış olacaktı. Ayrıca pek çok ilde kısa süreli kurslar açılmıştı. Buna Halkevlerinin ilk adımı olarak da niteleyebiliriz. Tarihin ilk Kız okullarından birinde –Samsun’da- ki eğitim ise hayli ilgi çekici. Bu okulda Almanca, Fransızca öğretiliyor, piyano dersi veriliyordu.  Bütün bu düzenlemeler aslında büyük bir toplum dizaynı projesiydi. Yeni dünyaya geç de olsa yetişme çabalarıydı. Anlatmakla bitmez ama kısaca kalanlarını da özetleyelim:
-650 rüşdiye        -43 idadi        -Askeri tıp okulu    -Harp okulları       -Deniz Mühendislik okulları
-Askeri Baytar(Veteriner) Okulu        -Mekteb-i Mülkiye (Siyasal bilgiler Fakültesi) –Tıp Fakültesi gibi…
Hatta çobanların eğitimi bile söz konusuydu.

Altyapı Projeleri
Osmanlı devletinin toprakları bir hayli büyüktü. Fakat bu uzak yerleşimlerin gerek payitahtla veya diğer illerle iletişimi zayıftı. Bu zafiyet savunma ve korunma konusunda sıkıntı oluşturmaktaydı. Bunun için Posta ve Telgraf teşkilatını hızla devreye soktu. Bu onu ecnebi tekelinden kurtaracak bir adımdı. Bu telgraf hattının ulaştığı noktalardaki hava durumunun merkeze bildirilmesini istemiş, bu modern hava durumu raporlarının temelini oluşturmuştu. Bu gerçekten ciddi bir adımdı. Çünkü devletin bir ucundan bir ucuna haber akışını sağlamak kolay değildi. Mektupların hızlanması için de demiryolları şirketleri ile anlaşmalar imzalıyordu. Ayrıca karayolları alanında Anadolu’yu baştanbaşa dolaşacak kara yolu ağı(şose şebekesi) projesini planlayıp tatbikata geçirmiştir. 12 bin km’lik Samsun-Bağdat yolu da bu dönemde açılmıştı. Bursa’yı bugünkü gibi önemli bir kavşak haline getiren çalışmalar bu dönemde yapılmıştır. Hatta ülkeye elektrik getirmeye bile çalışmış.

Bu ana başlıkların dışında Abdülhamid, boğaz köprüsü yapmak için projeler oluşturmuş planlar hazırlatmıştı. Ayrıca GATA’nın temellerini de atmıştır. İlk eczane bu dönemde açılmış, ilk otomobil bu dönemde getirilmiştir. Galata limanı yap-işlet-devlet yoluyla ihale edilmişti. İlk Türk denizaltısı bu dönemde sultanın büyük çabaları ile olmuştur. Denizaltılar çok başarılı olmasalar bile varlıkları yetmişti. Sultan II. Abdülhamid sanki ileride olacakları görmüş ve ona göre adımlar atmıştı. Yaptığı şey sadece devletin yıkılışını 30 yıl geciktirmek değil, kurtarılabilirse kurtarmak ya da küllerinden doğmasına yardımcı olmaktı. Bence o kızıl bir sultan olmaktan ziyade ulu bir Hakandı. Tabi bu konuda karar size kalmış.