Değer, aslında bakarsanız pek de uzatılacak bir şey
değildir. Bazı insanlara hak ettiğinden fazla verilen sevginin ve saygının bir
arada vücut bulduğu insani bir duygudur. Bazen o kadar kör oluruz ki kendimize
veya en yakınımıza verdiğimiz değerin daha fazlasını bize yakın gibi görünen
ama aslında bize hiç yakın olmamış ve olamayacak şahıslara veririz sonrasında
hayat bize bu konuda yaptığımız hataları acı bir şekilde gösterir. Bir bakmışız
ki değeri asıl hak edenler, bizim hak etmeyene verdiğimiz değerden daha
fazlasını bize verenler de çekip gitmişler. En sonunda da bize kalan koskoca "YALNIZLIK" o zaman yaşadığımız pişmanlık hissi hiçbir şeye fayda getirmez
sadece geçmişi hatırlayıp içimizde ki acıyı dinleriz o kadar. En az bu acı
kadar kötü bir şey var ki o da bu acıyı dindirecek bir çarenin bulunmamasıdır. Verdiğin
değerin karşılığını göremeyince de etrafındakilere ve kendine karşı bir
güvensizlik başlar bu da yeniden başlangıç yapmanın hayli zaman alacağının
göstergesidir. En ilginç olanı da hayatımızın en önemli parçası olan değeri
kimin hak edip kimin hak etmediğini genellikle yaşanmasını en son isteyeceğimiz
olaylarla anlıyoruz. Yani yaşanmasını istemeyeceğimiz olaylar belki de gerçeği
görmemiz açısından yaşanması gereken mühim olaylardır. Bitirirken şunu da
eklemek istiyorum. Bence yaşanan olaylardan sonra "bu olay neden yaşandı?" siteminin yerine bu olayın sonucunda değişenleri ve değişkenlik gösterenler
insanlar üzerinde yoğunlaşmalıyız. Olayların sonunda değeri gerçekten hak
edenler kendini ister istemez elbet gösterecektir.
Bu blog fikirlerini içinde daha fazla tutamayıp yazı yazan ve yazdığı yazıları paylaşmak isteyen fakat paylaşacak yer bulamayanların mekanıdır.
30 Mayıs 2015 Cumartesi
“Kızıl” Tohumlar
Toplumda kiminin “Kızıl Sultan”
dediği, kiminin ise “Ulu Hakan” diye hitap ettiği Sultan II. Abdülhamid’in
toplumu modernleştirme ve yenileme çabaları…
Dünya devletlerinin “Hasta adam”
dediği bir devletin başında olan II. Abdülhamid birçok projeye imza attı.
Bunların devleti doğrudan kurtarmak gibi bir amacı yoktu. Bir yenileme ve
geleceğe hazırlama çabalarıydı bunlar.
Saat Kuleleri
Sultan, tahta çıkışının 25.
Yılında(1901) valilere birer saat kulesi yapmaları için ferman verdi. Bu saat
kuleleri ilk bakışta sadece mimari güzellik katıyordu. Ama amaç şehirlere
güzellik katmak değildi. Her kesimden çalışanın zamanı dakik kullanmasıydı. Yani
yaklaşık saatten endüstriyel saate geçişin ilk adımıydı. Bunu planlı zaman
kullanımından kaynaklanan verimlilik değişimi takip edecekti. Kulelerin yan
amaçları da vardı. Yangınları önceden haber alma veya şehri izleme gibi…
Eğitim
Projeleri
Abdülhamid’den önce eğitim projeleri pek de doğru yolda
seyretmiyordu. Yükseköğrenim kurumlarında bir artış gözlenirken ilk ve orta
dereceli okul sayısı ise alarm veriyordu. Hatta üniversite açmakta o kadar
kararlıydı ki Maarif Vekâleti(bugünkü MEB), aynı üniversiteyi üç kez
kapanmasına rağmen yeniden açmıştı. Sonuçta altyapıdan öğrenci gelmese
üniversitenin ne işi vardı? Bunun için eğitimin birinci kademesini (ilkokul)
zorunlu kılmıştı. Daha sonra Sıbyan mekteplerinin dışında ilkokullar açarak
modern eğitimin temellerini atmıştır. 1876 yılında İstanbul’da 6 ilkokul
varken, 10 yıl sonra 44 yeni ilkokul kurulmuş. Hatta 1876 yılında 200 geçmeyen
okul sayısı, 1892-1983 yıllarında 3.057 yeni usulle kurulmuş okul bulunuyor. 1905-1906
eğitim döneminde ise okul sayısı 9 bini aşıyor. Bu okullarda devlet yok olsa
bile yeniden yapılanacak devlet için nitelikli eleman ihtiyacı karşılanmış
olacaktı. Ayrıca pek çok ilde kısa süreli kurslar açılmıştı. Buna Halkevlerinin
ilk adımı olarak da niteleyebiliriz. Tarihin ilk Kız okullarından birinde
–Samsun’da- ki eğitim ise hayli ilgi çekici. Bu okulda Almanca, Fransızca
öğretiliyor, piyano dersi veriliyordu. Bütün
bu düzenlemeler aslında büyük bir toplum dizaynı projesiydi. Yeni dünyaya geç
de olsa yetişme çabalarıydı. Anlatmakla bitmez ama kısaca kalanlarını da
özetleyelim:
-650 rüşdiye
-43 idadi -Askeri tıp
okulu -Harp okulları -Deniz Mühendislik okulları
-Askeri Baytar(Veteriner) Okulu -Mekteb-i Mülkiye (Siyasal bilgiler
Fakültesi) –Tıp Fakültesi gibi…
Hatta çobanların eğitimi bile söz konusuydu.
Altyapı
Projeleri
Osmanlı devletinin toprakları bir hayli büyüktü. Fakat bu
uzak yerleşimlerin gerek payitahtla veya diğer illerle iletişimi zayıftı. Bu
zafiyet savunma ve korunma konusunda sıkıntı oluşturmaktaydı. Bunun için Posta
ve Telgraf teşkilatını hızla devreye soktu. Bu onu ecnebi tekelinden kurtaracak
bir adımdı. Bu telgraf hattının ulaştığı noktalardaki hava durumunun merkeze
bildirilmesini istemiş, bu modern hava durumu raporlarının temelini
oluşturmuştu. Bu gerçekten ciddi bir adımdı. Çünkü devletin bir ucundan bir
ucuna haber akışını sağlamak kolay değildi. Mektupların hızlanması için de
demiryolları şirketleri ile anlaşmalar imzalıyordu. Ayrıca karayolları alanında
Anadolu’yu baştanbaşa dolaşacak kara yolu ağı(şose şebekesi) projesini
planlayıp tatbikata geçirmiştir. 12 bin km’lik Samsun-Bağdat yolu da bu dönemde
açılmıştı. Bursa’yı bugünkü gibi önemli bir kavşak haline getiren çalışmalar bu
dönemde yapılmıştır. Hatta ülkeye elektrik getirmeye bile çalışmış.
Bu ana başlıkların dışında Abdülhamid, boğaz köprüsü yapmak
için projeler oluşturmuş planlar hazırlatmıştı. Ayrıca GATA’nın temellerini de
atmıştır. İlk eczane bu dönemde açılmış, ilk otomobil bu dönemde getirilmiştir.
Galata limanı yap-işlet-devlet yoluyla ihale edilmişti. İlk Türk denizaltısı bu
dönemde sultanın büyük çabaları ile olmuştur. Denizaltılar çok başarılı
olmasalar bile varlıkları yetmişti. Sultan II. Abdülhamid sanki ileride
olacakları görmüş ve ona göre adımlar atmıştı. Yaptığı şey sadece devletin
yıkılışını 30 yıl geciktirmek değil, kurtarılabilirse kurtarmak ya da
küllerinden doğmasına yardımcı olmaktı. Bence o kızıl bir sultan olmaktan
ziyade ulu bir Hakandı. Tabi bu konuda karar size kalmış.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)