26 Haziran 2015 Cuma

Gerçek Bir Hikaye

     Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali tarafından yazılmış, okuyan her kişinin hayatında bir parça yer edinen kitaptır. 177 sayfalık bu roman her alanda, her kafa yapısındaki insana ders verecek niteliktedir. İnsanın aklından çıkmayan bu kitabı okuyan okuyucunun kitaptan sonra nasıl etkilendiğini ve neler hissettiğini yazmak istiyorum.

Kitabı ilk defa iki ay önce okudum. Öğle arası kütüphanede dolaşırken bir öğrencinin o kitabı unuttuğunu gördüm. Kitabı elime aldım ve ilk sayfasını açıp okumaya başladım. On beş sayfaya kadar zorlanarak okusam da sonrasını okurken kendimi kaybettim. Bir cümleyi okurken devamında ne olacağını düşünüyordum. Maria ve Raif’in ilk görüşmesinde, yani en sürükleyici kısımlarda, kitabı bırakmak zorunda kaldım ve öğleden sonra aklımda sürekli kitap vardı. Bir şekilde kitabı aldım ve kaldığım yerden okumaya devam ettim, kitabın son sayfasını aynı gece göz yaşlarımla uğurladım.
    Raif ilginç bir adamdı. İnsanlara susmuştu. Zihni romanların içindeki dünyadayken, gerçek dünyaya dönemiyordu. Hep oradaki hayatları ve aşkları hayal etti. Onlarla beraber yaşadı. Ne yazık ki, hayat romanlar gibi değildi. Hayatın kurgusu Raif’de yoktu, onu değiştiremez, işine gelmeyen kısımları kaldıramazdı. Oradaki gibi aşklar yazamazdı dünyaya.  Raif, aslında aşka aşık olmuştu ve o aşk onu asla yalnız bırakmayacaktı.
    Maria Puder. Kitaptan sonra aşkın kadını olarak bilinen kadın. Gençliğini sahnelerdeki yapmacık ilişkilerde harcamış, yaşadığı tecrübelerle kendini aşka kapatmış, aşk kelimesini sevmeyen ama fark edemeden aşkın içinde kaybolan kadındı. Parmaklarında üstün yetenekleri vardı onun, çizdiği bir portre bile kendine aşık edebiliyordu kimseleri.
   Raif öyle sadıkmış ki aşkına, resimden gözlerini alamazken yanına uğrayan kadının yüzüne bile bakmamıştır. Raif çok aşıktır, Maria aşkın ta kendisidir. İmkansız bir ilişkiye sürüklenir aralarındaki, fark edilmeden. İki ülke ve tek aşk. Raif babasının vefatı yüzünden Almanya’yı terk etmek zorunda kalmıştır. Raif ve Maria arasında birbirlerini bağlayan o ince ipte gelecek zamanda buluşma sözüdür. Mektuplaşırlar. Maria gizli şeylerden bahseder, Raif içten içe onu suçlar. Başka bir adamın aradaki ince ipi kestiğini düşünür. Aslında bu aşkı bitiren Raif’in Almanya’dan gidişi değildir, onun içinde kavrulan güvensizliktir. Maria sanki aşığının ondan vazgeçtiğini hissetmiş gibi ölür. Raif mektupların kesildiğini fark edince daha da umutsuzlaşır ve Maria’yı suçlar. Raif onun için çalışır evini güzelleştirir ve para biriktirir ama Puder’den haber alamaz. Yıllar sonra aldığı haber, onu sonsuza kadar suçlu hissettirir. Puder ihanet etmemiş, hediye etmiştir.
   Kitap bitirdiğimde şaşkınlığımı engelleyemedim. Tahmin edemediğim bir sondu.
     Kitaptan sonrası beni daha çok etkiledi. Gelişen bir olayda ilk suçluyu belirtirken aklıma Raif geldi. Ön yargılı olursam pişman olurdum. Maria’nın sadakatini unutmadım. Sadık olmaya çalıştım. Her şeye sadık olmaya çalıştım. Bir iki gün toparlanamasamda sonraki günlerde kitabın sonunu sindirdim.
    Bana bu kitap aşkın çok da iyi bir şey olmadığını öğretti. Aşk yaraladı, aşk suçladı ve suçlandı... Aşk öldü.  İki hayatı yerle bir eden melez bir duyguydu bu. Değiştiler ve eskisi gibi olamadılar, her şeyi silip geri dönemediler. Maria’nın önünde büyük bir mazeret vardı. Geri dönemezdi çünkü hatırlıyordu sürekli. Raif’in ise içinde büyük bir aşk vardı, onu suçlarken bile içinde sönmeyen bir yangın vardı.

    Bu kitap bana gerçeği gösterdi birazda olsa. Gerçek aşkı, gerçek hayatı ve gerçek hisleri. Her şey gerçekti sanki. Kurgu Sabahattin Ali’nin elinde değilmiş gibi, sanki tüm bunları karşıma oturmuş  tek tek anlatıyordu Raif. Geçmiş canını yakıyordu. Geçmiş, evet geçmişti ama acıları geçmeyecekti. Bir kere hissedilen ön yargı kötü sonuçlar doğurdu çünkü. Raif suçlamasaydı aşığı Maria’yı daha çabuk sindirirdi öldüğünü. Çünkü hiçbir duygu hayatında en çok güvendiğin insanı yarı yolda bırakmak kadar acıtmazdı.  Şimdi Raif’in içinde sönmek bilmeyecek bu ateş onu defalarca kavuracaktı ve Maria’nın güzel yüzü aklına her geldiğinde ölüp dirilecekti. Dünya’da nerede olduğunu bilmediği kızını bulmaya bile çalışmayan Raif, kızının ilk adımlarını görmemişti, ilk okuduğu kelimeyi duymayacaktı... En kötüsü de annesine ettiği ihanetin özrünü dileyemeyecekti. Bu kitapta olan küçük sarışın kıza olmuştu. Ölen ölmüş, yanan yanmıştı zaten. Küçük kız kalbine saplanmış hançerle yaşayacaktı. Ölmüş annesi ve kayıp babası rüyalarına girecek, her uyandığında babasının niye onu bulmadığını düşünecek ve Raif’e kızacaktı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder